The Quiet Earth (1985)

80'li yılların en iyi bilim-kurgularından biri olarak gösterilen The Quiet Earth, Post-Apokaliptik (felaket sonrası) tarzı sevenler için bir mihenk taşıdır. Craig Harrison'ın aynı ismi taşıyan romanından filme uyarlanmıştır. Filme günümüzde Post-Apokaliptik klasik yakıştırmasının yapılmasında en önemli rolü, yönetmen -Geoff Murphy'nin bakış açısı- oynamıştır. Kadro, filmin ismine yakışır bir biçimde oldukça küçüktür. Filmde hareket halinde gördüğünüz toplam 5 kişi, hikayeyi var eden ise sadece 3 karakter (Zac, Joanne ve Api) bulunmaktadır. Sırasıyla Bruno Lawrance, Alison Routledge ve Pete Smith hayatlarının en önemli rollerini hakkıyla oynamış ve ardından irili ufaklı bir kaç filmle birlikte kaybolup gitmişlerdir. Pete Smith'in The Lord Of The Rings'teki Orc karakterini tenzih edebiliriz. Bruno Lawrance ise aynı zamanda filmin senaryo çalışmalarına katkıda bulunmuştur.
İyi bir film olmasına rağmen, pazarlamasının kötü yapılması filmin sinema çevrelerinde pek tanınmamasına ve hasılatının çok yukarılara çıkamamasına neden olmuştur. Aynı yıl 19 Milyon $'lık bir bütçeyle çekilen Back To The Future'ü düşünürsek, sadece 1 Milyon $ ile The Quiet Earth gibi bir klasik çıkartan emektarlar büyük bir saygıyı hak ediyor demektir. Filmin fazla bilinmemesinin nedenleri arasına bir de yapımcıları arasında Steven Spielberg isminin olmamasını ekleyebiliriz sanırım. İnsanın içi acıyor bazen...
Hikaye'ye gelecek olursak; İntihar ettiğiniz ve ölümle yaşam arasında gidip geldiğiniz bir çizgiden yaşam tarafına atlar, saat 6:12'de uyanırsınız ve o tecrübeyi yaşadığınız sırada, yaşadığınız dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı bir olay gerçekleşmiştir. Bu olay çalıştığınız şirketin yaptığı bir deneyin sonucu olarak meydana gelmiştir. Durumun farkına biraz geç varırsınız; Sokaklar boştur, devrilmiş araçlar, yağmalanmış marketler, yarıda bırakılan işler, bir yerlerden neden yükseldiğini bilmediğiniz dumanlar... Şaşırırsınız, gün geçer gezegende yalnız yaşamanın keyfini sürmeye, güzelliklerini yaşamaya başlarsınız, insan egosunun sınırlarını zorladığınızın farkına varmazsınız. Yalnızlıktan çıldırmak üzereyken başka birisiyle karşılaşır ve birlikte yaşamaya başlarsınız. Düzensizlikte kendinize bir düzen kurmaya çalışırsınız, yine tam o sırada başka bir insanoğlu karşınıza çıkıverir. Durumu kurtarmak için çözüm ararsınız, bir kadın için gezegendeki diğer erkekle çatıştığınız bile olur. Buna rağmen son insanlarla uyum içinde yaşamak zorunda olduğunuz gerçeği yüzünüze bir tokat gibi çarpar ve diğerleri için canınızı feda etme gibi bir lükse girerken aslında kendi canınızı kurtardığınızın farkındasınızdır. Son olarak da Satürn'ün doğuşunu izlersiniz. Bu sefer yalnızsınızdır.
Pardon? diyecek olursanız, ben filmin anahtarını vermeden izlemeye başlamanız sizler adına güzel bir tercih olacaktır. İyi seyirler...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Gerçekten çok güzel bir film. Açıkçası bu böyle güzel bir 80'ler bilim-kurgu klasiğinin bilinmemesi de üzücü.
Bu arada filmin sonu hakkındaki görüşleriniz nedir? Sanırım çoğu kişi gibi filmin sonunu tam olarak anlayamadım.

haspinuu dedi ki...

Blogunuzu çok beğendik. İnanın bizim için takip edilmesi bloglardan biri olacak. Tabi bu bilgilerden sonra ziyaretçiler biz de farklı bir şeyler bulabilirlerse. İzinizdeyiz.

canarino giallo dedi ki...

Öncelikle, geçtiğimiz günlerde şehir dışında olduğum için geç cevap yazabildim. Bu sebepten ötürü kusura bakmayınız.

@adsız
Bana göre film, finale doğru çizgisinden biraz olsun şaşmıştı.
Yada anlatılmak istenen şey bizlere tam olarak sunulamamış da olabilir. Şöyle bir düşüncem var, Eğer ki gezegenimiz "Büyük Patlama" ile oluştuysa, süreci tersine çevirecek (yok oluş) bir patlamayı anlatmak istemiş olma ihtimali de yok değil. O patlama dahilinde paralel bir evrene geçiş, karadelik v.b bir çok açıklanamayan olgular...
Yada bu sadece benim düşüncelerim :)

Dediğimiz gibi film, çekildiği yıla oranla türünün ilk örneklerinden, biraz karmaşık ve tam bir açıklama yapmak zor.

@haspinuu
Beğendiyseniz ne mutlu bana :) ben de sizi takipte olacağım.