"Män som hatar kvinnor"? "The Girl with the Dragon Tattoo"?

Ben, "Män som hatar kvinnor" diyorum çoğunun aksine. Tamam son uyarlamaya önyargı ile gittiğimi kabul ediyorum. Ancak, İsveç versiyonunu seçmemin bir çok sebebi var. Nedir onlar, başlayalım; İlk olarak, Amerikan versiyonu kitabın ruhundaki ayrımcılık sorunundan çok, Lisbeth Salander'i kahramanlaştırma yoluna gitti. İkincisi, filmin son 20 dakikası ve ufak tefek kurgusal farklar haricinde İsveç versiyonu ile aynı filmi izliyor havası yaşatmasıydı. David Fincher sonu olmayan ilk filme bir son ekleme gereği duymuş ve bunun için de 90 milyon dolarlık bir bütçe kullanmış. Çoğu sinemacının bir kaç yüz dolar bulmak için yapmadığının kalmadığı bir ortamda bu bütçe, israflıktan başka hiç bir şey değildir. Fincher'ın cebinden mi çıktı para? Tabii ki hayır! Filmde Apple, Coca Cola, McDonalds başta olmak üzere Epson, Marlboro, Nokia gibi bir çok firmanın göze batacak şekilde reklamları yapıldı. Sadece bununla da sınırlı değil, Amerikalılar bu filme normal bir filme vereceklerinden daha fazla destek verdiler. Neden? Çünkü, İsveç versiyonunu altyazı ile izlemek zorundaydılar. Ne gerek vardı uğraşmalarına(!) Film endüstrileri bunun için yok mu zaten?! Amerikan film endüstrisini eleştiriyorsun da izlemiyor musun filmlerini sanki diye soranlar olacaktır. İzliyoruz ve beğendiğimiz iyi filmler de çıkıyor zaman zaman fakat, çoğu kez Hollywood anlatısı görmekten ciddi anlamda bıkıyor ve bir yangın merdiveni arıyor insan. Bu filmin İsveç versiyonu da benim için o yangın merdivenlerinden biriydi açıkçası. Bu bıkkınlık yüzünden Rus, İskandinav ve Avrupa yapımı filmler izliyorum son zamanlarda. Böyle bir ortamda filmin yeniden çevirilmesi canımı sıktı ve gereksiz bir yeniden uyarlama olduğu düşüncesine sevketti. Şöyle de bir şey var ki, bir uyarlama olduğu için her şey yoruma açık, farklı düşünenler tabii ki olacaktır.
Daniel Craig, gazeteci Mikael Blomkist rolüne pek gitmemiş açıkçası, bu rol için ilk uyarlamadaki Michael Nyqvist daha düz ve uygun bir isimdi. Hikayenin kilit noktası Lisbeth Salander rolü için ise, ilk uyarlamadaki Noomi Rapace ile son uyarlamadaki Rooney Mara arasında tercihimi yine ilk uyarlamadan yana kullanacağım. Ancak bu film Rooney Mara'ya iyi bir gelecek sağlayacaktır diye düşünmekteyim. The Social Network'te de Erica Albright -Mark Zuckerberg'in kız arkadaşı rolünde izlemiştik Rooney Mara'yı. Fincher tarafından iyi destek var kendisine.
Özetleyecek olursak; Yaklaşık 1 yıl önce izlediğim ilk uyarlama beni daha çok etkilemişti ve etkisi de sürmekte. Belki bu son uyarlama ilkinden daha önce çekilmiş olsa, tam tersi bir etki olur muydu onu hiç bir zaman bilemeyeceğiz. 
Fincher, ilk uyarlamaya oranla cinsel ve şiddet ögeler(i) içeren sahneleri daha çarpıcı kılmış. Bu sahneler ilk filmde biraz sönük kalmış ve geçiştirilmişti. Ama dediğim gibi bir son eklenmesi ve bazı sahnelerin daha çarpıcı kılınması ilk filmin neredeyse 9 katı olan 90 milyon dolarlık bir israfın önüne geçemiyor. Bundan sonra izlemek isteyenler artık Amerikan versiyonunu izleyecekler, yazık!
Filmin jeneriğinde Onur Şentürk'ün imzası var. 

0 yorum: