Apokaliptik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Apokaliptik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Le Temps Du Loup (2003)

Burun deliklerinizden ciğerlerinize uzanan yolu böyle bir hava ile doldurmasıdır işte Haneke'yi usta yapan. Siren sesini vermeden felaketin acılarını yaşatması, sessizliğin çığlıklarını duyurmasıdır. Le temps du loup, sizi koltuğunuzdan alır, kaldırımın soğuk, nemli gerçekliğinin tam ortasına oturtuverir. Daha ne izlediğinizin farkına varmadan ölümün kar taneleri çıkar namlunun ucundan. Ve kıyametin yıkıcılığı veya insanlığın kurtuluşu değil, kıyametin insanın içindeki sesidir hikayeyi derin kılan, sizi nefes aldığınız yerden uzaklaştıran... 
"Kurdun Günü" olarak çevrildi filmin adı, güzel Türkçemize. Yaşanan felaketten habersiz bir ailenin, güzel bir tatil umuduyla yola çıkmasını, sarsıcı bir olay ile başlayan uçurumun kıyısındaki yürüyüşlerini, direnişlerini tüm gerçekliğiyle anlatır film. İnsan denen varlığı da güvensizlik ortamında...
Çoğu apokaliptik filmlerin aksine bu, ağır bir tempoda, müziksiz, umutsuz, gösterişsiz ve sabırlı bir şekilde ilerler. Çünkü anlatılmaya çalışılan yaşanan felaket değil, insan faktörüdür. Soğuk, ölüm, kan gibi katı ögeler sizi heyecanlandırmanın bir sokak ötesinden geçerek, sakin bir derinliğe çeker, düşündürür.
En sonunda ise, bir apokaliptik anlatı ancak bu kadar sade yansıtılabilirdi der insan. Filmi izletmez şahit eder adeta. Etkileneceğiniz bir an, müzik sesi yerine gerçek gözyaşının sesi ile yaşanır, trajediyi yaşatır... 
Kısacası, sürekli bir heyecan ve ağlama silsilesi istiyorsanız bu film hiç de size göre değil! Lakin trajediyi yaşamak, insanlığın gerçek yüzünü görmek istiyorsanız bu film ilacınız olabilir.

The Quiet Earth (1985)

80'li yılların en iyi bilim-kurgularından biri olarak gösterilen The Quiet Earth, Post-Apokaliptik (felaket sonrası) tarzı sevenler için bir mihenk taşıdır. Craig Harrison'ın aynı ismi taşıyan romanından filme uyarlanmıştır. Filme günümüzde Post-Apokaliptik klasik yakıştırmasının yapılmasında en önemli rolü, yönetmen -Geoff Murphy'nin bakış açısı- oynamıştır. Kadro, filmin ismine yakışır bir biçimde oldukça küçüktür. Filmde hareket halinde gördüğünüz toplam 5 kişi, hikayeyi var eden ise sadece 3 karakter (Zac, Joanne ve Api) bulunmaktadır. Sırasıyla Bruno Lawrance, Alison Routledge ve Pete Smith hayatlarının en önemli rollerini hakkıyla oynamış ve ardından irili ufaklı bir kaç filmle birlikte kaybolup gitmişlerdir. Pete Smith'in The Lord Of The Rings'teki Orc karakterini tenzih edebiliriz. Bruno Lawrance ise aynı zamanda filmin senaryo çalışmalarına katkıda bulunmuştur.
İyi bir film olmasına rağmen, pazarlamasının kötü yapılması filmin sinema çevrelerinde pek tanınmamasına ve hasılatının çok yukarılara çıkamamasına neden olmuştur. Aynı yıl 19 Milyon $'lık bir bütçeyle çekilen Back To The Future'ü düşünürsek, sadece 1 Milyon $ ile The Quiet Earth gibi bir klasik çıkartan emektarlar büyük bir saygıyı hak ediyor demektir. Filmin fazla bilinmemesinin nedenleri arasına bir de yapımcıları arasında Steven Spielberg isminin olmamasını ekleyebiliriz sanırım. İnsanın içi acıyor bazen...
Hikaye'ye gelecek olursak; İntihar ettiğiniz ve ölümle yaşam arasında gidip geldiğiniz bir çizgiden yaşam tarafına atlar, saat 6:12'de uyanırsınız ve o tecrübeyi yaşadığınız sırada, yaşadığınız dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı bir olay gerçekleşmiştir. Bu olay çalıştığınız şirketin yaptığı bir deneyin sonucu olarak meydana gelmiştir. Durumun farkına biraz geç varırsınız; Sokaklar boştur, devrilmiş araçlar, yağmalanmış marketler, yarıda bırakılan işler, bir yerlerden neden yükseldiğini bilmediğiniz dumanlar... Şaşırırsınız, gün geçer gezegende yalnız yaşamanın keyfini sürmeye, güzelliklerini yaşamaya başlarsınız, insan egosunun sınırlarını zorladığınızın farkına varmazsınız. Yalnızlıktan çıldırmak üzereyken başka birisiyle karşılaşır ve birlikte yaşamaya başlarsınız. Düzensizlikte kendinize bir düzen kurmaya çalışırsınız, yine tam o sırada başka bir insanoğlu karşınıza çıkıverir. Durumu kurtarmak için çözüm ararsınız, bir kadın için gezegendeki diğer erkekle çatıştığınız bile olur. Buna rağmen son insanlarla uyum içinde yaşamak zorunda olduğunuz gerçeği yüzünüze bir tokat gibi çarpar ve diğerleri için canınızı feda etme gibi bir lükse girerken aslında kendi canınızı kurtardığınızın farkındasınızdır. Son olarak da Satürn'ün doğuşunu izlersiniz. Bu sefer yalnızsınızdır.
Pardon? diyecek olursanız, ben filmin anahtarını vermeden izlemeye başlamanız sizler adına güzel bir tercih olacaktır. İyi seyirler...

Önizleme