Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Panic in Needle Park (1971)

 "...ismini New York 72.cadde ve Broadway'in kesişimindeki Needle Park'tan alır. Bağımlılar İğne Park olarak anarlar..." 
Al Pacino için oyunculuk kariyerinin altın kapısıdır The Panic in Needle Park. Aynı zamannda Al Pacino için Actors Studio kaynaklı metod oyunculuğunun en güzel örneklerini sergilediği yapıtlardan birisidir. Aslında sergilemek de değil,sadece kendi oluyor,karakteri kendisiymiş gibi oynuyor. Al Pacino'nun kendi üslubuyla olaya giriş yaptığı filmde,film süresince aklınıza izlediğiniz filmleri geliyor ve o da sanki nasıl üst düzey bir aktör olduğunu karşınıza oturup tek tek anlatıyor. 
Filmde uyuşturucu bağımlılarının hayatı,birbirlerine ve uyuşturucuya bağımlı bir çift merkezli anlatılıyor. Bobby (Al Pacino) ve Helen (Kitty Winn)... Birbirlerine zehir enjekte ederler,sapmış yollardan geçinmeye çalışırlar ve Needle Park'taki uyuştucu krizini aşmaya çalışırlar. Bu süre zarfı içinde Bobby abisi için hırsızlık yaparken yakalanır ve içeri girer. Helen'la yaptığı görüşme hariç demir parmaklıklar hiç gösterilmez ve Bobby dışarı çıkar. Filmde bu açıdan teknik olarak bir zaman dilimi söz konusu değil. Ve uyuşturucu adına bazı sahnelerde detaya girilmekten kaçınılmıyor.    
Filmde etkileyici yada herkesi ters köşeye yatıran final gibi bir çabaya girilmiyor. Sıkıcı gibi gözüken bazı kısımlar bile filmin kendi havasında kaybolup gidiyor. Al Pacino kadar olmasa da Kitty Winn de iyi bir performansa imza atıyor.
Filmin başlı başına bir finali yok ama süreli her şey gibi bir sona sahip. Needle Park'taki uyuşturucu krizine son noktayı uyuştucu satıcısı olan Bobby koyuyor. Bu sırada Helen'ın istemeden de olsa onu ispiyonlamasıyla birlikte tekrar içeri giriyor. Yine hızlı bir şekilde içerden çıkıyor ve onu bekleyen sadece Helen oluyor. Bağımlılık bitmiyor,ne uyuşturucu ne birbirlerine olan...
Sonuç olarak Al Pacino filmdeki başarısıyla Francis Ford Coppola'yı etkiliyor ve Coppola,The Godfather için Al Pacino'yu seçiyor. Yapımcıları ikna etmesi zor oluyor ama sonunda Al Pacino,her zaman adından söz ettirecek ününe,başarısına kavuşuyor.
Alternatif Poster

25th Hour (2002)

Edward Norton'un ayrı bir oyunculuk harikası olan 25th Hour ile karşınızdayız. Yaptığı yanlış seçimlerden dolayı diken üstünde ama varlıklı bir yaşam sürdüren adamın, hayatını karartacak olan şeyin varlığını getiren şey olacağı vurgusu fazlasıyla yapılan filmde,hapise girmeden önce özgür olarak yaşadığı son 24 saat,bizlere yaşadığı pişmanlıklar çerçevesinden sunulmakta. Son 24 saatte yapılan geri dönüşlerle birlikte Monty'nin geçmişi de bizlerden mahrum bırakılmıyor. Monty (Edward Norton)'nin aynada kendisiyle yüzleştiği sahne filmin en etkileyici,özetleyici ögelerindendi. Bu sahne kadar, Frank(Barry Pepper)'in  sırf Monty'nin isteği üstüne istemeyerekte olsa ağzını burnunu(Monty'nin) dağıttığı sahne de hafızalara kazınan bir başka bölümdü. Keza, babasının monologları,Monty'nin köpeğine olan yakınlığı,filmin yakın plan çekimleri,arkadaşlık ve gönül ilişkileri,sadakat ve iç yolculuk...
David Benioff'un romanından uyarlanan filmde,özellikle ses kurgusu ve müzikler filme ayrı bir hava katmakla birlikte oldukça hoşuma gitti. Ayrıca 24 saatin filme yayılması ve kaçınılmaz son olan demir parmaklıkları hiç görmememiz filmi tekdüze filmler kategorisinden rahatlıkla sıyırmaya yetiyor. Kısacası olağandışı bir film diyelim. Filmde Spike Lee tarafından 11 Eylül,Amerika'nın etnikleri ve uyuşturucu gibi konulara fazlasıyla giriliyor. Durum böyle olunca oldukça fazla sayıda mesaj da içeriyor film. Bu tip bir esere göre 11 Eylül'ün fazlasıyla işlenmesi seyirciyi gereksiz yere germekten başka bir işe yaramamış. Spike Lee'nin daha önce Inside Man'ini izlemiştim,belki en fazla bir de Malcolm X'ini izlerim o kadar. 
Filmin kurtarıcısı Edward Norton olmuş aslında,sonuçta Norton olmasa bahsettiğim güzel şeyler bu filmi bu denli izlenesi bir görsel şölen yapamayabilirdi. Bir de İngilizcesini en rahat anladığım oyuncuların başında Norton'un geldiğini farkettim,ne alakaysa şimdi! Filmde Norton'un yanı sıra Rosario Dawson (bu filmle birlikte fark etmeden üç kez üst üste farklı filmlerini izlemişim), James Brogan, Barry Papper, Anna Paquin gibi isimler oyunculuklarını en üst seviyede tutarken,Philip Seymour Hoffman ise onun oyunculuğundan neden hoşlanmadığımı tekrar göstermiş oldu.
Genelde ağır bir tempoda giden film sonlara doğru kendisinden beklenilmeyen bir hız kazanıyor. Finalde düş ve gerçek bir arada yaşatılıyor, alternatif finalinde birlikte verilmesi finali güzel kılıyor,seyirciye güzel anlar yaşatıyor. Siz de film sonlandığında 25th Hour'u ayrı yeri olan filmler kategorisine soktuğunuzu fark ediyorsunuz. Ayrıca 25th Hour'un benim için ayrı bir önemi de Amerika’ya gitmeden önceki günümü,vedalaşma anlarımı anımsatmasıydı.

Satırlarımın ışığında bu tip filmleri beğenirim diyorsanız izleyiniz,hatta beğenmiyorum diyorsanız da izleyiniz çünkü sinema adına farklı bir deneyim naçizane.

L'immortel (2010)

L'immortel (22 Bullets) Türkçesiyle Ölümsüz,Marsilya'lı bir mafya üyesinin 3 yıl süren emekliliğine verdiği kısa arayı anlatıyor. Bu isim Charly Mattei,onu canlandıran ise Jean Reno. Mattei tam bir profesyonel ve başarılı bir geçmişi var. Ailesiyle birlikte huzurla geçirdiği 3 yılın ardından saldırıya uğrar. Vücudundan filme de İngilizce ismini veren 22 mermi çıkartılır Mattei ölmez,bir nevi efsane geri döner ve Marsilya'da önce ailesini sonra kendisini korumak için taş üstünde taş bırakmaz. Suç,aksiyon,dram... Mafya filmlerini en iyi şekile sokabilen ögeler. 
Genelde Fransız filmlerinden pek hoşlanmadığımı daha önce belirtmiştim ama yılda 1-2 kez seçtiğim güzel yapımlar gibi bu da hoşuma gitti. Jean Reno faktörü de var tabii ki. 

Filmde,her ne konumda olursa olsun bir babanın evladı için neler yapabileceği ve hayatı tehlikeye girenlerin tetiği çekmekte tereddüt etmediği gerçekleri yüzünüze güzel bir şekilde vuruluyor. Jean Reno'nun Leon'u da az biraz hatırlatan performansının yanı sıra polis Marie Goldman rolüyle Marina Fois, Mattei'nin sözde dostu özde düşmanı Tony Zaccia rolüyle Kad Merad, Mattei'nin oğlu rolündeki Max Baissette de Malglaive'i de beğenmiş bulunmaktayım. Adı gibi filmografisi olsun diyeyim ufaklığın.
Aile,Mafya,Polis üçgeninde geçen ve yaşanmış bir olaydan esinlenilen bu film izlenilmeye değer,bir takım gereksiz sahneleri olsa bile...

Se7en (1995)

7 ölümcül günah,bu günahlara saplantılı dahi bir seri katil ve planını bozmak isteyen iki dedektif. 
Kurt dedektif Somerset(Morgan Freeman) bu olayın sonuçlanmasının ardından emekli olmayı planlamaktadır. Genç dedektif Mills'in(Brad Pitt) ise önünde uzun yılları vardır. Bir bakıma olayın senaristi sayılan seri katilden söz etmek gerekirse; Somerset'in de filmde nitelendirdiği üzere metodik,sabırlı ve titiz bir katil. 7 günah çerçevesinde kurbanlarını seçiyor ve cezalandırıyor. Her bir günahta bir sonraki için iz bırakıyor. 5 günahkarı cezalandırmasının ardından polise teslim oluyor. Filmin finali ise etkileyici,geriye kalan son 2 kurban;biri Mills'in eşi diğeri de katilin ta kendisi oluyor. Mills'in hayatı bu olayla birlikte alt üst olurken,katil kendisi yapamasa bile 7'de 7 ile amacına ulaşmış oluyor.
Filmin karanlık mekanlarda ve sürekli kasvetli bir havada geçmesi psikolojik gerilim olgusunu tamamıyla besliyor. David Fincher,Morgan Freeman,Brad Pitt ve Kevin Spacey'nin en iyilerinden biri olan film aklınızın bir köşesinde yer edinecektir.

Insomnia (2002)

Filmin ismi uyuyamama hastalığından gelir.Al Pacino'da filmde Alaska'ya bir genç kızın cinayeti üzerine olayı çözmeye gider.İlk olarak genç kızın erkek arkadaşından şüphelenilir,usta dedektif erkek arkadaşın suçsuz olduğuna inanır.Deliller Walter Finch adlı yazarı şüpheli göstermeye yetmektedir,ancak onu yakalamak kolay olmayacaktır.Yakalama girişimleri kaçan kovalanır şeklinde geçer.İlk denemede Finch yemlenmeye çalışılır,ufak bir aksilik sonrası Finch durumu farkeder ve kovalama başlar.Sisli bir mekanda kovalama sürerken,Al Pacino(Dormer) yanlışlıkla? ortağı Hap'i vurur.Bir gün öncesi ise Hap,Dormer'ın menfaatine ters düşecek bir anlaşma yapacağını açıklamış ve araları açılmıştır.Hap'i bilerek mi vurdu bilmeden mi analamak güçtür.Bu olaydan sonra Finch'in Will'e Will'inde Finch'e ihtiyacı vardır.Ya ikiside birbirini koruyacak yada kurulu düzen değişecektir.Dormer film boyunca uyuyamamaktadır.Hakeza havada hiç kararmamakta...
Al Pacino'nun tarzı her performansında olduğu gibi devam etmekte.Hilary Swank ve Robin Williams'da filmde üstüne düşeni yapanlardan.Film ayrıca Chris Nolan'ın ilk büyük bütçeli Hollywood yapımı.

Public Enemies Geliyor

Bugün afişini gördüm 10 Temmuz'da sinemalarda uzun süredir beklenilen Public Enemies.Son zamanların en iyilerinden biri olup,Oscar için en iyi filmlerin arasında büyük bir ihtimalle yerini alacağını tahmin ediyorum.Gerçi gişe yapan filmleri pek sevmezler ama bekleyip göreceğiz.
Johhny Depp,Christian Bale başrollerde,yönetmen Michael Mann.Beklemedeyiz...

Goodfellas (1990)

Wiseguy isimli kitaptan uyarlanan ve adı uydurma olmayan-gerçekle bağlantılı- bir mafya üyesi Henry Hill'in hikayesini anlatır diye giriş yapalım.Yaklaşık 2 saat 20 dakika süren,tadına doyulmaz bir mafya filmi.1990 çıkışlı ama 1970'ler ve ilerisi anlatılır.Filmde konu alınan Henry Hill'in hayatıdır.Bu yüzden biyografik bir film olarak geçer.Ancak,diğer karakterleride yeteri kadar tanıma fırsatı bulabiliyoruz.Henry Hill'i canlandıran Ray Liotta'nın sesi ara sıra izlediğiniz bölümleri açıklama adına devreye giriyor.Ray Liotta başrolde gibi gözüksede Robert De Niro'nun harika performansı,Joe Pesci'nin o ilginç sesi ve tavırlarıyla birlikte filmi alıp götürdüğünü belirteyim.Filmde The Sopranos'tan daha doğrusu The Sopranos'ta Goodfellas'tan bir çok isim olduğunu görebiliyoruz.Henry Hill'in eşi rolündeki Lorraine Bracco(The Sopranos'tan Tony'nin psikiyatristi),kendisinin 90larda daha farklı olduğunu ve bir gangster eşinin -çoğu mafya filminde görebileceğiniz gibi - sıkıntılarını,avantajlarını gözler önüne seriyor.Kadroya The Sopranos'tan devam edelim;Christopher Moltisanti'yi bu filmde mafyaya içki-yiyecek servisi yapan genç bir delikanlı olarak izliyoruz.Ancak,kıdemli bir üyeye yaptığı saygısızlıktan dolayı kurşunları yiyerek,filmdeki ömrü kısa oluyor Spider'ın.Paulie ise Tony Stacks rolünde mafyanın bir üyesi olarak karşımıza çıkıyor.The Sopranos'tan Vito Spatafore olarak izlediğimiz Joseph Gannascoli'yi ekleyeyim.Goodfellas'ın Tommy'si tarafından vurulan Billy Batts'i ise The Sopranos'tan Phil Leotardo olarak tanıyacağız.Goodfellas'ta mağdur lokanta işletmecisi Sonny Bunz (gerçek adıyla Tony Darrow)'da yine diziden hatırlanacak isimler arasında.Carmine Lupertazzi rolüyle dizide karşımıza çıkan Tony Lip'te Goodfellas'ta oynayan isimlerden.Vincent Pastore,Marianne Leone,Frank Pellegrino,John 'Cha Cha' Ciarca,Suzanne Stephart daha var mı bilmiyorum ama sayarsakta mundar olacak.Kısacası The Sopranos kadrosunun bir kısmı bu filmden alınmış.
Filmde ayrıca,Samuel Jackson'ı ve Tobin Bell'i(Testere-Jigsaw) de izleme fırsatı buluyorsunuz.Bir suç filmi için harika bir kadroya sahip açıkçası.

Tekrar filmin konusuna dönersek,Henry Hill'in sıradan bir çocuk olarak okula gitmek yerine mafya adına ufak tefek işleri yaptığını ve basamakları teker teker tırmanarak Jimmy Conway'in(Robert de Niro) dolayısıylada büyük patron Paul Cicero'nun(Paul Sorvino) adamı olmasını,parayı en iyi götürdükleri zamanda hapise düşmelerini burada Henry'nin uyuşturucu satışı işini Paul kızsada gizliden gizliye sürdürmesini ve sonlara doğru bir mafyanın bitişini izliyorsunuz.Büyük vurgunlar,Franklinler!,mafya işi ölümler,v.b bu tip konulardan hoşlanıyorsanız,en sevdiğiniz 10 film arasına mutlaka girecektir....


Yakaladığım Kareler
Samuel L. Jackson

De Niro ve Tobin Bell

The Sopranos'tan Christopher Moltisanti

Ray Liotta & Lorraine Bracco


Yönetmen: Martin Scorsese
Yapım Yılı: 1990

Dil:
İngilizce, İtalyanca

IMDB Puanı:
8.8 (191,407 Oy)

  • Robert De Niro
  • Ray Liotta
  • Joe Pesci
  • Lorraine Bracco
  • Paul Sorvino
  • Frank Sivero
  • Tony Darrow
  • Mike Starr
  • Frank Vincent
  • Chuck Low
  • James 'Jimmy' Conway
  • Henry Hill
  • Tommy DeVito
  • Karen Hill
  • Paul Cicero
  • Frankie Carbone
  • Sonny Bunz
  • Frenchy
  • Billy Batts
  • Morris 'Morrie' Kessler

  • Önizleme